Aliye Erkurtulgu

    

Dumlupınar

Fotoğraf üretimim çoğunlukla anı biriktirmek ve gündelik olaylara kısa bakış anlarından oluşmakta. Anılar ve hafızaya yönelik görüntü ve ses biriktirerek oluşturduğum kişisel arşivim, hayatımın ayrılmaz bir parçası ve günlük rutinimle bir arada ilerlemekte... 

 

Uzun zamandır, genişçe bir terastaki bir barakadan ibaret küçük bir yaşam alanım var. Yaşam alanım benim için güvenli alan ve bu güvenli alandan kopmayı istemiyorum. Bazen terasa çıkmak için bile sebep bulamasam da saat veya mevsim fark etmeksizin gözlemleyebiliyorum çevremi. Bazı özel nedenler ve pandemi süreci ile birlikte güvenli alanımla olan ilişkim, giderek tercihten zorunluluk haline dönüştü. Doğduğumdan beri yaşadığım mahalleyi de bu güvenli alanın bir parçası olarak görsem de bulunduğum noktadan bakabildiğim kadarıyla şekilleniyor artık mahallem benim için.

 

Buca, İzmir’in başka semtlerinden bakıldığında sanki biraz hakir görülen bir yer. Belki de çok kalabalık olması, sosyo-kültürel çeşitliliği, bitmeyen trafik yoğunluğu ve bir metropolün kaosunu had safhada barındırması yüzünden… Fakat Buca’nın tam göbeğinde kalan Dumlupınar Mahallesi, bu kaostan tamamen soyutlanmış gibi geliyor bana. İzmir’in ve Buca’nın geri kalanına kıyasla buradaki değişimler çok minimal. Sokaklarda karşılaştığınız simalar hep aynı. Hatta muhtar olarak hep bakkalı seçiyoruz ki yerinde bulabilelim.

 

Aslında çok zengin bir alan burası. Anaokulu, ortaokul, lise, kilise, cami, düğün salonları, öğrenci yurtları, tamirhaneler, kömürcü... Sıra sıra evler var bu sokakta ama kat sınırlaması olduğundan genelde 2 kattan yüksek değiller. Bu nedenle kiremit çatılar görüş alanımın büyük bir bölümünü kaplıyor. Hemen karşımda bulunan Katolik Kilisesi’nin bahçesindeki sürekli havlayan köpekler, onlara bağıran papazın sesi ve gece açtıkları ışığın terasıma vuruşu, yaşam alanımın bir parçası. Mahallelilerin de benim gibi çevreleriyle çok bir etkileşimi yok. Pandemi süreciyle birlikte ortalık iyice ıssızlaştı, insanlar evlerine çekildi ve sesler kesildi. Halbuki kendimi bildim bileli, hemen yanımdaki anaokulundan ve arkamdaki oduncudan dolayı sessiz bir gün geçirmemiştim burada. O sesler de yaşam alanımın bir parçası haline gelmişti. Ama şimdiki sessizlikten de kesinlikle şikâyetçi değilim...

 

Herkes iyice evlerine çekilince, çevreme bakışımın da zorunlu olarak değiştiği bir süreç başladı. Hareketsiz ve insansız bu zamanlarda, yaşam alanımdan hiç ayrılmadan mahalleme dair görüntüler yakalamaya çalıştım. Bir anlamda kendi hayatıma bir hareket katarak...